Sırf Bizim Daha Sağlıklı Olmamız İçin!?

Bilişim teknolojileri nedir ve sizce bu alanda neler geliştiriliyor diye bir soruyu çok insana sormaya kalkarsak muhtemelen bize ellerindeki akıllı telefonları gösterip hayatı kolaylaştıran ürünler geliştiriliyor derler. Elbette bu doğru. Ama şimdi daha derin düşünüp hayatı kolaylaştırma işinin sınırı olmalı mıdır diye kendimize soralım. Soru aslında çok basit ama yine de kimimizde ufak kimimizde derin bir duraksamaya sebep oldu değil mi? Bilişim teknolojileri ile tıp bilimi bir arada çalışmaya başlayalı çok uzun zaman oldu ve hala büyük gelişmelerle devam ediyor. Sizi bir insan elinden daha iyi ameliyat edebilen robotları öğrendiğimizde çok şaşırmıştık, heyecanlanmıştık. Çünkü bir insanın eli terler, titrer ama bir robotun asla. Bir insan mide ameliyatı için 10 cm uzunluğunda bir kesi yapması gerekirken bir robot sadece 2 cm uzunluğunda bir kesi yapıp ve buradan içeriye girip başarılı bir ameliyat gerçekleştirebiliyor. Sizi duyar gibiyim “E onu da insan kontrol ediyor” diyorsunuz. Hatta bazılarınız bunu ukala bir tavırla söylüyor. Fakat ben size başka bir şeyden bahsedeceğim. Sürekli insan kontrolü olmaksızın bizim daha sağlıklı yaşayabilmemize yardımcı olacak yeni teknolojilerden bahsedeceğim. Bir başka değişle bizi hasta olduktan sonra ameliyat edebilen bir teknolojiden değil hasta olmamızı engelleyebilen bir teknolojiden bahsedeceğim.

Her şey insanlığın hayatını kolaylaştırmak için. Aman ne güzel! Bir ayna düşünün. Sabah kalktınız, yüzünüzü yıkadınız ve aynaya baktınız. Aynanın içindeki özel bir kamera ve yazılım gözünüzü dikkatlice ama saliseler içinde inceleyip sağlıklı olup olmadığınızı, herhangi bir bilinen hastalığın başlangıcında olup olmadığınızı hesaplıyor ve aynada bir yazı beliriyor. Hemen sol köşede o günün hava durumunu gösteren alanın ve sağ tarafta bugün için yapılacaklar listesinin ortasında. Şöyle yazıyor “Bugün oldukça sağlıklı görünüyorsunuz”. İçimizi büyük bir sevinç kaplamayacak. “İyi bari” diyeceğiz. Fakat bir de şöyle düşünelim; aynı yerde şöyle bir yazı belirdi; “Karaciğerinizde bir sorun olabilir, doktora görünmeyi ihmal etmeyin. İsterseniz sizin için bir randevu oluşturabilirim. Hangi doktordan randevu almak ister siniz? Üçüncü sıradaki doktorun geçmiş deneyimleri ve hasta yorumlarına bakıldığında sizin için en uygun bu doktor görünüyor”. İçiniz karardı değil mi? Devam ediyoruz. Siz bahsettiği doktordan ayna üzerine dokunarak randevu aldınız. Ardından ekranda bir yazı daha belirdi; “Eşinizi bu konuda bilgilendirmemi ister misiniz?”. Olaylar gittikçe boka sarıyor ama yine de unutmayın ki hala kontrol sizde. Aynadaki “Hayır” yazısına dokunup bu bilgilendirme işini iptal edebilirsiniz. Ama psikolojik olarak sabah sabah zaten çöktük. Bardağın dolu tarafından mı bakalım? Evet, bir hastalık henüz ilerlemeden önlemimizi aldık. Evet, kontrol hala bizde. Ama bu kontrolün bizde olması işi bir gün sona erecek. Nanoteknoloji. Gözle kolayca görülemeyecek kadar küçük sensörler, mikroçipler damarlarımızın ve iç organlarımızın çeşitli yerlerinde tutunmaya, gezinmeye başladığında hayatı sadece kolaylaştırmış olmayacağız. Belli ki yaşam süresini de uzatmış olacağız. Ama nasıl? Rahatsız edici bir şekilde mi yoksa huzur verici, rahatlatıcı bir şekilde mi olacak bu süreç? Ben ikinci seçeneğin gerçekleşeceğini hiç sanmıyorum çünkü hiçbir insan sürekli olarak sağlık hakkında uyarılmayı ve hatta korkutulmayı istemez. Kolunuzda bir akıllı saat ve vücudunuzun içinde gezinen nanoteknolojik şeylerle hayatımızın nasıl olacağını bir düşünelim. Ama ondan önce sağlık hakkında yakınlarımız ve çevremizin bizlere nasıl davrandığını bir düşünelim.

İki farklı kişi hayal edelim. Birisi eşiniz diğeri patronunuz. Sigara içiyorsunuz ve eşiniz size diyor ki “Bunu daha fazla içmeye devam edersen kanser olabilirsin. Bırak artık şunu, aileni düşün birazda!”. Patronunuz da şöyle diyor; “Sen şirketimizdeki en iyi personelsin ve yerini kimse dolduramıyor. Sigara içmeyi bırak artık.”. İşte şu an yaşadığımız durum bu. Geçiştiriyoruz ama kimse bize geçiştirdiğimiz için ateş püskürmüyor ve bizden nefret etmiyor ya da bizi sorumsuz, bencil birisi olarak görmüyor. Ama şu lafı özellikle en yakınlarımızdan duyarız değil mi? “Bırakmak için illa kanser mi olman gerekiyor!”.

Şimdi tıpkı yazımın başında anlattığım ayna hikayesini gözünüzde canlandırdığınız gibi bu paragrafta yazacağım hikayeyi de gözünüzde canlandırın. Bir hafta sonu bir kafede oturuyorsunuz. Kahvenizi içerken tabi ki sigara içmeye devam ediyorsunuz. Keyiflisiniz. Eşiniz yanınızda, hemen yan sandalyede oturmuş telefonuna göz atıyor. Patron bugün sizi hiç aramadı çünkü işler tıkır tıkır yolunda. Kolunuzdaki saat titredi ve size bir bildirim iletti ; “Fazlasıyla kafein aldınız ve bu sağlığınız için iyi değil. Bol su için, yürüyüş yapın”. Bu gün içinde size gelen bilmem kaçıncı sağlık bildirimi ve siz bundan hem sıkıldınız hem de takmıyorsunuz. Alıştınız çünkü zırt pırt sağlık bildirimlerinin gelmesine. Önemli bir şey değil, altı üstü fazla kafein aldım. Bir on dakika sonra bir başka bildirim; “Sol akciğerinizin şu noktasında 23 adet kanserli hücre tespit edildi.” Betiniz benziniz attı. Bu sefer telefonunuz titremeye başladı. Ekrana bakıyorsunuz ve bildirimler devam ediyor; “Doktor Ahmet Bey’den Pazartesi için randevu alınıyor…”, bildirim devam ediyor. “Pazartesi günü işe gidemeyeceğiniz patronunuza bildiriliyor..”, devam ediyor; “Sağlık sigorta poliçenizin son durumu kontrol ediliyor…” ve maalesef devam ediyor ve sizde müdahale edemiyorsunuz; “Eşiniz bilgilendiriliyor…”. Eşinizin telefonu titriyor ve sonrasını siz tahmin edin.

Vücudunuzda nano teknolojik şeyler gezmediğinde yapılan uyarılar sadece birer var sayımdı ve başınıza gelen şey kader olarak da nitelendirilebilirdi. Ama şimdi yakınlarınızın ve patronunuzun gözünde olanlar bile bile lades! Siz yakınlarınızı ve patronunuzu hiç düşünmediniz. Pis bencil bir insan oldunuz. Bile bile bir şeyi yapmaya devam etmek. Hem de bırakın dışınızdan gelen uyarıları içinizde gezenlerin dediklerine kulak asmamak.

Bilişim teknolojilerinin ana amacı hayatı kolaylaştırmak mı yoksa esaret altında olmak mı? Kontrolü kendi elimizde tutmak mı -sonucu ne olursa olsun- yoksa sürekli istenildiği şekilde yaşamak mı? Gelecekte toplumsal ahlaktan bireyselliğe kadar her şey önü alınamaz -alınmalı mı alınmamalı mı o ayrı bir tartışma konusu- bir biçimde gelişen bilişim teknolojileri tarafından oluşturulabilir. Sürekli her yaptığımızı, nereye baktığımızı, ne zaman heyecanlandığımızı kaydeden şeyler bunları yapamaz mı sizce?

Ama bilişim teknolojileri doğru doğru şekilde ve kişisel bilgileri koruyarak, insan psikolojisini de hesaba katarak ve özellikle tıbbi konularda devlet kontrolünde yapıldığında müthiş faydaları olacağı da yadsınmamalıdır.

Yorum bırakın